




Yine yumurta-kapı olduk. Ve vizemin bitimine bir gün kala çıkış yapabilmek için kapı kapı dolaştık. Elimizdeki kaynaklarda La Duquesa'da çıkış kapısı olduğu yazıyordu. Sabah erkenden limana yanaştık, iki saate yakın görevliyi bekledik. Nihayet geldiğinde çıkışımızı buradan yapamayacağımızı söyledi. Apar topar oradan ayrılıp Algeciras'a doğru yola çıktık. Cebelitarık kayası tüm heybetiyle oradaydı. Onu görünce anladık ki koca Akdeniz'i arkada bıraktık. Kayayı sancağımızda bırakıp Kuzeye, Algeciras'a çıktık. Yaklaştığımızda elimizdeki haritaların güncelllenmesinden sonra buralarda çok şeyin değişmiş olduğunu, haritada olmayan ama önümüzde duran kocaman mendireği görünce anladık. Bir kuzeye bir güneye sert rüzgarda yelken seyriyle demirlemiş dev gemiler arasında uzun keşifler sonucu marinayı bulup bağlandık. Limanın yaya çıkışına yönelince bir de ne görelim: liman kapısı kilitli. Etrafı kolaçan edip parmaklıkların üzerinden hapishane kaçkınları gibi atladık. İspanyol'ların yardımseverliğiyle feribot terminalindeki pasaport polisini bulup o çok değerli damgayı pasaportuma kolaylıkla bastırttık. Artık yasal olarak Avrupa'da değildim. Limana dönüşte parmaklıklardan gerçek bir kanunsuz olarak atlıyordum. Bir saatlik bir seyir sonrasında La Linea'da demirli Uzaklar'ın yanına demirimizi attık. Osmanların yolda tuttuğu balığı afiyetle yiyip, iki kadeh şaraptan sonra yorgunluklar beraber kolayca sarhoş olup erkenden sızdık. Seyir boyunca başımıza gelenleri daha sonra anlatacağım.
Yeşim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder